Yorum
Arkadaslar lutfen yorumlarınızla birlikte isim vee e-posta adreslerinizide yazın...................................................ADMİN(BERKAY)
Araştırma ve ödev için en uygun siteniz !
Arkadaslar lutfen yorumlarınızla birlikte isim vee e-posta adreslerinizide yazın...................................................ADMİN(BERKAY)
| Bir iki tombul tekir Camdan bakar Başına takar Hop hop, altın top | MISTIK Mustafa, Mıstık, Arabaya kıstık, Üç mum yaktık, Seyrine baktık. |
| LEYLEK Leylek leylek havada, Yumurtası tavada, Gel bizim hayata, Hayat kapısı kitli, Leyleğin başı bitli. | KUZU Kuzu kuzu me Bin tepeme Haydi gidelim Ayşe teyzeme. |
| YAĞMUR Yağ yağ yağmur, Teknede hamur, Bahçede çamur, Ver Allah'ım ver, Sicim gibi yağmur. | KARGA Karga karga "gak" dedi, "Çık şu dala bak" dedi, Karga seni tutarım, Kanadını yolarım. |
| PORTAKAL Portakalı soydum, Başucuma koydum. Ben bir yalan uydurdum, Duma duma dum. Duma duma dum. Öğretmeni kandırdım, Kandırdım. | OYUN Oooo..... İğne battı, Canımı yaktı, Tombul kuş Arabaya koş. Arabanın tekeri, İstanbul'un şekeri. Hop Hop altın top, Bundan başka oyun yok. |
| HANIM KIZI Çan çan çikolata, Hani bize limonata? Limonata bitti, Hanım kızı gitti. Nereye gitti? İstanbul'a gitti. İstanbul'da ne yapacak? Terlik pabuç alacak. Terliği pabucu ne yapacak? Düğünlerde, Şıngır mıngır oynayacak. | KEÇİLER Ayşe Hanımın keçileri, Hop hop hopluyor, Arpa, saman istiyor, Arpa, saman yok, Kilimcide çok. Kilimci kilim dokur, İçinde bülbül okur. İki kardeşim olsa, Biri ay, biri yıldız, Biri oğlan, biri kız, Hop çikolata çikolata, Akşam yedim salata, Seni gidi kerata. |
| SINIFLAR Mini mini birler, Çalışkandır ikiler, Mavi gözlü üçler, Dayak yiyen dörtler, Misafirdir beşler, Altılar, altınımı çaldılar, Yediler, yemeğimi yediler, Sekizler, semizdirler, Dokuzlar, doktor oldu, Onlar bizi okuttu. | EBE Ebe ebe gel bize Uzaktan vur elimize Eğer vuramazsan Ebesin ebe Bir, iki, üç, dört, beş, altı, yedi, Bunu sana kim dedi? Diyen dedi on yedi Yağlı böreği kim yedi? |
| TAVUK Pazara gidelim, Bir tavuk alalım, Pazara gidip, Bir tavuk alıp ne yapalım? Gıt gıdak diyelim. Happur huppur, Happur, huppur yiyelim. | TOP Bir iki üç Söylemesi güç Sana verdim bir elma Adını koydum Fatma Hop hop hop Bir büyük altın top |
| DEDE Altı kere altı otuz altı Dedemin sakalı yolda kaldı Sakalını aldı dereye attı Dedem sakalsız kaldı | EV Evli evine Köylü köyüne Evi olmayan Sıçan deliğine |
| İĞNE Ooooo İğne iplik Derme diplik Çelik çubuk Sen çık. | NACAK Nacak sapına İki kes Bir sana Biri de bana |
| HEDİYE Kızın adı Hediye Ekmek vermez kediye Kedi gider Kadıya Kadının kapısı kitli Hediyenin başı bitli | EL EL EPENEK El el epenek Elden düşen kepenek Kepeneğin yarısı Keloğlan'ın karısı |
| KARNIM AÇ Karnım aç Karnına kapak aç Değirmene kaç Değirmenin kapısı kitli Heybaşı bitli | DEĞİRMEN Değirmene girdi köpek Değirmenci vurdu kötek Geldi yedi köpek Hem kötek Hem yedi köpek |
| ALİ DAYI Ali dayının keçileri Kıyır kıyır kişniyor Arpa saman istiyor Arpa saman yok Kilimcide çok Kilimci kilim dokur | ÇARŞI Çarşıya gittim Eve geldim hanım yok Bebek ağlar beşik yok Çorba taşar kaşık yok Ali baba öldü tabut yok |
| HAKKI Hakkı hakkının hakkını yemiş. Hakkı Hakkı'dan hakkını istemiş. Hakkı Hakkıya hakkını vermeyince Hakkı da Hakkı'nın hakkından gelmiş. | HASAN Hasan Hasan Helvaya basan Kapıyı kıran Kızı kaçıran |
| KÜÇÜK DOSTUM Küçük dostum gelsene Ellerini versene Ellerimizle şap şap Ayaklarımızla rap rap Bir şöyle, bir böyle Dans edelim seninle. | ELLERİM PARMAKLARIM Sağ elimde beş parmak, Sol elimde beş parmak Say bak, say bak, say bak. Hepsi eder on parmak. Sen de istersen saymak Say bak, say bak, say bak. Hepsi eder on parmak. |
| ALİ Ali baksa dum dum Sakalına kondum Beş para buldum Cebime koydum | KUZU Kuzu kuzu mee Bin tepeme Haydi gidelim Hacı dedeme Hacı dedem hasta Mendili bohça Kendisi hoca |
| KOMŞU, KOMŞU -Komşu, komşu ! -Hu, hu! -Oğlun geldi mi? -Geldi -Ne getirdi? -İnci, boncuk. -Kime, kime? -Sana, bana. -Başka kime? -Kara kediye -Kara kedi nerede? -Ağaca çıktı -Ağaç nerede? -Balta kesti -Balta nerede? -Suya düştü. -Su nerede? -İnek içti. -İnek nerede? -Dağa kaçtı. -Dağ nerede? -Yandı, bitti kül oldu | TAVŞAN Kapıdan tavşan geçti mi? Geçti Tuttun mu? Tuttum Kestin mi? Kestim Tuzladım mı? Tuzladım Pişirdin mi? Pişirdim Bana ayırdın mı? Ayırdım Hangi dolaba koydun? Çık çık dolaba koydum Haydi, al getir Getiremem Neden getiremezsin? Kara kediler yemiş. Vay vay, miyav |
| NEREDEN GELİRSİN? Nerden gelirsin? Zikzak kalesinden. Ne gezersin? Açlık belasından. Nerde yattın? Beyin konağında. Altına ne serdiler? Perde. Desene kupkuru yerde. Bıyıkların neden yağ oldu? Bıldırcın eti yedim. Bıldırcın yağlı mıydı? Gökte uçarken gördüm. Saçların neden ağardı? Değirmenden geldim. Değirmen dönüyor mu? Zımbırtısını duydum. Ayakların neden ıslandı? Çaydan geçtim. Çay derin miydi? Köprüyü dolaştım, İşte geldim sana ulaştım. | CAM Bir cam İki cam Üç cam Dört cam Beş cam Altı cam Yedi cam Sekiz cam Dokuz cam On cam Bu da benim amcam. Eveleme develeme Evvel altı elma yedi Seren sekiz serçe dokuz Tarmanın topu kara A devenin çatı kara |
| EBE Ebe ebe nerede Su doldurur derede Dere boyu çalılık Derede olur balık Şu ebe de ne alık Oltamı attım, Balığı tuttum. Balık suya dalamaz, Ebe beni bulamaz. Bir, iki, üç, dört, beş, altı, yedi Bunu kim dedi, Diyen dedi on yedi, Yağlı böreği kim yedi? | ELLERİM Ellerim tombik tombik, Kirlenince çok komik Kirli eller sevilmez Güzelliği görülmez Dişlerim bakım ister Hele saçlar, hele scalar Uzayınca tırnaklar Kirlenince kulaklar Bize pis derler, pis derler |
| Sıcak evin direği Tıp tıp eder yüreği (BABA) | Dokuz ay zindanda yatar Altı ayda zil çalar oynar (BEBEK) |
| Özü tatlı, Sözü tatlı, Candan daha değerli (ANNE) | Yattım yumuşak Uyudum sıcak sıcak (YATAK |
| Ham iken tatlı Olmuşu acı (BEBEK) | Ben giderim, O gider Güneşte beni izler (GÖLGE) |
| Askerden küçük Paşadan büyük (ÇOCUK) | Gece içindeyiz Gündüz dışında Pencereli, kapılı Şirin bir yuva (EV) |
| Pazardan aldım Bir tane Eve geldim Bin tane (NAR) | Eve bitişik odada Yemek pişer orada (MUTFAK) |
| Uzun yoldan kuş gelir Ne söylese hoş gelir (MEKTUP) | Bir ağacı oymuşlar |
Buradan attım kılıcı Halep’te oynar ucu (TELEFON) | Çın çın eder |
Sesi var canı yok, Konuşur ağzı yok (RADYO) | İstanbul da pişer |
O her gün yeniden doğar Dünyaya haber yayar (GAZETE) | Kuyruğu var Canlı değil Konuşur Ama insan değil Camı var Ama pencere değil (TELEVİZYON) |
| Alt yanı sivri tepe içindedir (Çene) | Üst yanı çakıldak (Diş) |
| Daha üstü muşulak (Burun) | Daha üstü ışıldak (Göz) |
| Üstü kara kolan (Kaş) | Daha üstü bir alan (Alın) |
| İner reyhan gibi Oturur sultan gibi Dürülür hasır gibi Satılır esir gibi (Kar) | Uzadıkça kısalan şey nedir
|
Allah yapar yapısını, Bıçak açar kapısını. karpuz | Mavi tarla üstünde, Beyaz güvercin yürür. (yelkenli) |
Ocak başında kuyu, Kuyunun içinde suyu; Suyun içinde yılan, Yılanın ağzında mercan. (lamba) | Çın-çınlı hamam, Kubbesi tamam, Bir gelin aldım, Babası imam. saat |
| Bir çuval cevizim var, Sayarım tükenmez. yıldız | El eker dil biçer. (yazı) |
| Arşın ayaklı, Burma bıyıklı. (tavşan) | Bir küçücük kutudur, Bütün dünya yurdudur. (radyo) |
Fini fini fincan, İçi dolu mercan. (nar) | Küçücük fıçıcık, içi dolu turşucuk. (limon) |
Daldan dala, Kırmızı pala. (sincap) | Yarım kaşık, Duvara yapışık. (kulak) |
On ay yatar, İki ay kalkar; Feneri yakar, Etrafa bakar. (Ateş Böceği) | Dağda tak tak, Suda cıp cıp. Arşın ayaklı, Burma bıyıklı. (balta,balık,leylek) |
Dağdan gelir, taştan gelir, Bir kükremiş arslan gelir. (sel) | Sıra sıra odalar, Birbirini kovalar. (tren) |
Sarı sarı içinde, Sarı zarfın içinde, On iki birlik kardeş, Birbirinin içinde. (portakal) | Az gitti, uz gitti, Dere tepe düz gitti, Altı ay bir güz gitti; Uyanınca hep bitti. (rüya) |
| Kutuplara giden zenci ne olur? (Donar) | Yer altında civcivli tavuk (patetes) |
| Mavi atlas, Arşın yetmez, Makas kesmez, Terzi biçmez. (gökyüzü | Mavi atlas,
|
| Üstü çayır, biçilir, Altı çeşme, içilir. koyu | Ufacık mermer tası, |
Eshab-ı Keyf (Mağara Arkadaşları)
Hazreti Isa aleyhisselâmdan sonra încil ehlinin işi karmakarışık, alt üst olmuş, aralarında günahkârlar büyümüş, hükümdarlar azgınlaşmış ve putlara tapar; putlar için kurbanlar keser hale gelmişlerdi. Bu yolda en ileri gidenlerden birisi de Rum hükümdarlarından Dekyanus idi. Bu hükümdar Rum diyarını dolaşıp putperestliği kabul etmeyen Isa ümmetini katlediyordu.
Dekyanus bu gezisi sırasında nihayet Eshâb-ı Kehf'in şehri olan Dekinos'a da indi. İner inmez de îman ehlini takip ve toplanmasını emretti, iman ehli bunu duyduklarından dolayı şuraya buraya kaçıp gizlenmişlerdi. Şehrin kâfirlerinden tâyin ettiği zabıtası, îman sahiplerini takip ediyor, gizlendikleri yerlerden çıkarıp Dekyanus'a getiriyorlardı. O da putlara kurban kesilen mezbaalara sevkedip kendilerini putlara tapmak ile öldürülmek arasında muhayyer bırakıyordu. Alçak dünya hayatına rağbet gösterip de bu katliâmdan korkanlar onun dediğini yapıyorlar, ebedî hayatı tercih edenleri ise öldürüp parçalayıp şehrin sûrlarına ve kapılarına asıyorlardı.
Bu durumu gören bir kaç genç ki, onlar Rum'un asilzadelerinden bir rivayete göre de hükümdarın yakınlarından idiler. Kendileri hür kimselerdi. Bunlar bu vaziyetten çok müteessir oldular, bu fitnenin defi için Allahü Teâlâ'ya göz yaşlarıyla yalvararak namaz kılıp dua ediyorlardı. Zalim hükümdarın adamları bunları ihbar ettiler. Bunun üzerine Dekyanus, onları bir sohbet halinde iken bastırıp huzuruna getirtti ve biraz şeyler söyledikten sonra kendilerini «Ya putlara tapmak veya ölüm»den birini seçmek üzere muhayyer bıraktı. O vakit o yiğitler de Allahü Teâlâ'nın kendilerine verdiği rabıta ve metanetle kıyam edip dediler ki:
— Bizim bir ilâhımız vardır ki, O'nun azamet ve kudreti Gökleri ve Yeri kaplar. O, Göklerin ve Yerin Rabbidir. Biz O'ndan başka birine ilâh demeyiz, asla ibadet etmeyiz. Senin davetine uyma ihtimalimiz ebediyyen yoktur. Doğrusu biz öyle yaparsak o vakit akıldan uzak, haddini aşmış, yalan söylemiş oluruz. Çünkü ondan başka ilâh muhaldir, yalandır. Hükmün ne ise yap!
Böylece bu yiğitler müşriklere karşı baş kaldırıp Allah'ın birliğini, tevhidi ilân ettiler. Hâsılı bu gençler, Allah'dan başka ilâh tanımayan hakikî mü'min idiler, işleri de Allahü Teâlâ'nın hidayetiyle dinlerini korumak için zalim müşriklerin zorlama ve şiddetlerine karşı baş kaldırmak olmuştu. Şirke sapan ve dünya hayatına rağbet gösteren Hıristiyanlara benzemiyorlardı. Hükümdarın ve müşriklerin huzurunda böyle kıyam edip olanca rabıta ve kalb metanetiyle söz birliği halinde tevhidi ilân ederek kendileriyle beraber hakkı söylemeyip şirke sapan kavimlerini tahkir ve takbih ederek şöyle söylediler:
— Bak hele, şunlar, şu bizim kavim Allahü Teâlâ'dan başka ilâh kabul ettiler. Allahü Teâlâ'nın ilâh olduğuna ve Rab olmasının büyüklüğüne Gökler ve Arz gibi açık deliller var. Fakat O'ndan başkasının ilâh olduğuna dair açık bir delil getirseler ya bakalım? Ne mümkün?.. Delilsiz dâva kabul edilir mi? Veya şunun bunun keyfî tahakküm ve tasallutu delil tutulur mu?
Yiğitlerin böyle kıyam edip gereken cevabı vermeleri üzerine Dekyamıs, onların üzerlerindeki asalet elbiselerinin soyulmasını emredip yanından çıkardı ve kendisi mühim bir iş için Ninova şehrine gitti ve geri dönünceye kadar onlara düşünmek için mühlet verdi; kendisinin dediğine uyarlarsa uyarlar, yoksa diğer müslümanlara yaptığını yapacaktı.
Bunun üzerine gençler kavimlerinden de böyle yüz çevirdikten sonra çekilip kendi kendilerine dinlerini muhafaza etmek için karar verip şehrin yakınındaki Benclüs dağında sarp bir mağaraya gizlenmeyi kararlaştırdılar. Her biri babasının hanesinden bir şeyler aldı, bazısını sadaka olarak verdiler, kalanını da nafaka edinerek gidip o mağaraya sığındılar. Burada gece ve gündüz namaz kılıyorlar, Allahü Teâlâ'ya inleyerek, yalvararak niyaz ediyorlardı. Nafakalarına ait işleri Temliha'ya vermişlerdi. O, sabahleyin bir miskin kıyafetine girerek şehre giriyor, lâzım olanı alıyor, biraz da havadis öğrenerek arkadaşlarının yanına dönüyordu.
Dekyanus şehre geri dönûnceye kadar bu şekilde durdular. Zalim gelir gelmez bunları isteyip babalarını getirtti. Babaları onların kendilerine isyan ve mallarını da yağma ederek çarşılarda israf ile dağa kaçtıklarını söyleyip özür beyan ettiler. Temliha bu fena durumu görünce pek az azık alıp ağlayarak mağaraya vardı ve arkadaşlarına dehşeti haber verdi. Hepsi ağlaşarak secdelere kapanıp Allahü Teâlâ'ya yalvardılar, sonra başlarını kaldırıp oturdular, yapacakları iş hakkında konuşmaya başladılar. Derken Allahü Teâlâ bunlara bir uyku verdi, yattılar, nafakaları baş uçlarında olduğu halde uyuyup kaldılar.
Beri tarafta Dekyanus hiddetinden ne yapacağını düşünüyordu. Onları uykuya daldıran Allahü Teâlâ bunun kalbine de mağaranın kapısını kapatmayı getirdi. Bunun üzerine Dekyanus mağaranın kapısının ördürülmesini emretti:
— Açlıktan, susuzluktan ölsünler, mağaraları kabirleri olsun! dedi.
Adamları da öyle yaptılar. Ancak Dekyanus'un hanesinde îmanını gizleyen iki mü'min vardı. Birinin adı Pendros, diğerininki ise Runas idi. Bunlar Eshâbı Kehf'in isimlerini, neseblerini ve kıssalarını iki kuru levhaya yazıp bir bakır sandığa koyarak yapılan duvarın içine koymayı kararlaştırdılar ve bu şekilde yaptılar.
Bu yiğitler öyle bir vaziyette uykuya dalmışlardı ki, görülse uyanık zannedilir, fakat hakikatte ise uykuda idiler. Uykuda oldukları halde gözleri açık, sağa ve sola dönüyorlardı. Köpekleri Kıtmîr ise mağaranın girişinde kollarını serîvermiş bir vaziyette uyuyordu. Üzerlerine çıkıp varılsa muttlak dönülür kaçılır, korkudan donakalırlardı. Zira vaziyetleri öyle heybetli, öyle korkunç idi. Bu itibarla kendilerine kimsenin muttali olması mümkün değildi. Öyle bir rahatlık içinde uyuyorlardı ki Güneş doğduğu zaman mağaralarından sağ tarafına meyillenir, batarken de onları sol taraftan makaslardı. Yani üzerlerine gün bile değmez, değse de nihayet batış sırasında soldan biraz kırkar geçerdi. Çünkü mağaranın vaziyeti buydu. Her tarafı m'ahfuz, ancak kapısı biraz batıya meyilli olarak kuzeye bakıyordu. Onlar ise mağaranın bir geniş yerinde sıkıntısız bir şekilde yatıyorlardı.
Eshâbı Kehf in o suretle Allah için baş kaldırması ve kavimlerini terkedip mağarada böyle yatmaları, Allahü Teâlâ'nın kudret ve rahmetinden bir delil, bir keramettir.
İşte böylece ilâhî bir rahmet olarak bu yiğitlerin o mağarada senelerce uyuyup muhafaza edilmesinden sonra Allahü Teâlâ onları bir delil olarak ba's de etti, ölü diriltir gibi uykudan uyandırdı. Eshâbı Kehf uyandıkları vakit aralarında soruşturmaya başladılar ve içlerinden biri:
— Ne kadar durdunuz, ne kadar uyudunuz? diye sordu. Kimisi:
— Bir gün, diye cevap verdi. Kimi de:
— Bir günden âz, dediler. . Nitekim kıyamette diriltilecekler de böyle sanacaklardır. Bu konuşma esnasında kimi de daha fazla durulduğunu sezerek aralarındaki ihtilâfı kesmek için dediler ki:
— Ne kadar durduğunuzu Rabbiniz en iyi bilir. Binaenaleyh ihtilâfı bırakınız da, hemen birinizi şu gümüş paranızla şehre gönderiniz, en temiz yiyecek hangisi baksın ve size ondan bir rızık getirsin, çok dikkat ve nezaketle hareket etsin, sakın sizi kimseye sezdirmesin. Zira başınıza binerlerse şüphe yok ki, ya Sizi öldürecekler veya irtidad ettirip milletlerinin dinî putperestliğe döndürecekler. O zaman da ebedî kurtuluş bulamazsınız. Öîdürülürseniz şehîd olur kurtulursunuz ama, dininizden dönüp küfre girerseniz dünyada ve âhirette ebediyyen felaha eremezsiniz.
Hülâs'a böyle konuştular ve bu sözü kabul ettiler de, içlerinden Temliha'yı şehre gönderdiler. Fakat Hüdânın takdirine bak ki, o derece sakınmalarına rağmen Allahü Teâlâ, bu suretle kendilerini tanıttırdı. Çünkü Yemliha'nın elindeki para, o zamanki insanlara göre hayli eski olduğundan dikkati çekmiş ve yakalanmasına sebep olmuştu. Bu şekilde Allahü Teâlâ va'dinin hak ve saatinin şüphesiz olduğunu insanlar muhakkak bilsinler diye, bu duruma muttali kılmıştı. Zira mağarada ne kadar durduklarını bilemeyen Eshâb-ı Kehf senelerce yattıkları yerden kabirden kalkar gibi uyanıp kalktıklarını anlamış ve vaktiyle baş kaldırdıkları müşriklere karşı muvaffak olduklarını ve taleb ve ümid ettikleri ilâhî rahmetin bir tecellîsini görmek ve daha önce îman ettikleri şekilde Alah'ın va'dinin hak olduğunu müşahede ile bilmiş oluyorlardı. Ve bu suretle gerek kendileri ve gerek diğerleri için Kıyametin şüphesiz olduğuna da bir delil ve misâl olmuş bulunuyorlardı.
Eshâb-ı Kehf in uyudukları mağaranın mevkii ile alâkalı olarak muhtelif yerler rivayet edilegelmiştir. Ancak bugün ziyaret edilmekte olan Tarsus yakınlarındaki mevkiin onlara ait yer olduğu bilinmektedir.
Bu kıssaya ait hususlardan biri de onların üç kişi olup kelbleriyle birlikte dört, veya beş kişi olup kelbleriyle beraber altı, yahut da yedi kişi olup kelbleriyle beraber sekiz olduklarına dair rivayetlerdir ki, doğruya en yakın olanı sonuncusudur. Doğrusunu Alahü Teâlâ bilir. Adetlerin bilinmesi kıssa noktası nazarından herkese lâzım değildir. Onları hakkiyle bilenler pek azdır. Çokları bu mevzuuda gaybî taşlamaktan başka bir iş yapmamaktadırlar. Şu hâlde Eshâb-ı Kehf kıssasını yalnız Kur'an'ın beyanına dikkat ederek mütalea etmeli, şundan bundan sormaya kalkışmamalıdır.
Eshâb-ı Kehf'in mağarada uyuma sürelerinin ise üç yüz dokuz sene olduğu yine Kur'an'ın beyanıdır
« Önceki ::